KALINLAŞAN MÜFREDAT, GÜÇSÜZLEŞEN ÇOCUKLAR
Abdullah YÜKSEL, ODTÜ Fizik bölümü mezunu olup eğitim hayatına güçlü bir akademik temelle başlamıştır. Meslek yaşamının ilk yıllarında çeşitli dershanelerde edindiği on yıllık tecrübesinin ardından 1994 yılında İvme Dershanesini kurarak eğitim alanında kalıcı bir iz bırakmıştır. Bugün Ümitköy ve Kızılay yerleşkesindeki kurslarıyla ayrıca Ümitköy’de faaliyet gösteren anadolu lisesi ile öğrencileriyle doğrudan temasını sürdüren Yüksel, sadece akademik başarıya değil aynı zamanda öğrencilerin disiplin, motivasyon ve hedef bilinci kazanmalarına odaklanmaktadır. Üniversiteye hazırlanan öğrenciler için kaleme aldığı dokuz fizik kitabıyla alanında önemli bir kaynak oluşturan Yüksel, zamanla kişisel gelişim ve eğitim alanına yönelmiş; bu alanda yirminin üzerinde esere imza atmıştır. Yazarlığının yanı sıra eğitim camiasına yönelik gerçekleştirdiği seminerlerle bilgilerini paylaşmaya devam etmektedir.
Eğitimci kimliğiyle binlerce öğrencinin hayatına dokunan Abdullah Yüksel, değişen ve dönüşen dünyaya uyum sağlayabilen bireyler yetiştirmeye yönelik çalışmalarını anlayışla sürdürmektedir.
1- Bizlere biraz kendinizden ve eğitim yolculuğunuzdan bahseder misiniz?
ABDULLAH YÜKSEL:
Eğitim yolculuğumu insanın kendini ve dünyayı anlamaya çalıştığı uzun bir süreç olarak görüyorum. Mesleğe başladığım ilk günden beri sadece bilgi aktaran biri olmayı değil öğrencinin hayatına dokunan bir eğitimci olmayı hedefledim. Farklı kademelerde edindiğim deneyimler bana şunu öğretti: Eğitim, sadece akademik başarıdan ibaret değil; karakter, değer ve bakış açısı kazandırma sürecidir.
2- Ülkemizdeki mevcut eğitim sistemini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu sistem hangi noktalarda eksik kalıyor?
ABDULLAH YÜKSEL:
Eğitim sistemimizde ilginç bir denklem var: Müfredat kalınlaştıkça çocuklar inceliyor. Saatler uzadıkça merak kısalıyor. Başarı hedefleri büyüdükçe öğrencinin dünyası daralıyor. Okullarımızda her materyal var. Çizelgeler, kazanımlar, hedef davranışlar... Ama nedense en temel şeye yer yok: Çocuğun kendisine… Türkiye’de eğitim üzerine konuşurken artık aynı sözcükleri tekrar ediyoruz: başarı, sınav, müfredat, kazanım... Ancak bu kelimelerin gürültüsü içinde en temel unsuru yani öğrenciyi neredeyse hiç anmıyoruz. Günümüz eğitim anlayışında öğrencilerin eleştirel düşünme, problem çözme ve üretkenlik becerilerinin geliştirilmesi öncelikli bir gereklilik olarak öne çıkmaktadır.
Sizinle gazeteci Emin Çapa’nın derlediği birkaç veriyi paylaşmak isterim. ODTÜ, 2015’te dünya sıralamasında seksen beşinci sıradayken 2025’te üç yüz elli bir-dört yüz aralığına gerilemiş, 2015 yılında dünya sıralamasında yüz otuz dokuzuncu olan Boğaziçi Üniversitesi ise dört yüz bir-beş yüz aralığına gerilemiştir. Ayrıca 2015 yılında dünya üniversiteler sıralamasında ilk yüzde bir, ilk yüz ellide beş Türk üniversitesi varken 2025 yılında ilk yüze ya da iki yüz elliye girebilen Türk üniversitesi olmamış.
On iki yıllık temel eğitimde ise durum içler acısı. 9. sınıf öğrencilerinin %54.1’i modern dünyada yaşayacak kadar fen bilmiyor. %63.9’u modern dünyada yaşamını sürdürecek kadar matematik bilmiyor. 8. sınıf öğrencilerinin %66.1’i olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi kuramıyor. Türkçede okuduğunu anlamada mükemmel seviyede olan öğrenci ise yok. Bu nedenle daha beceri temelli, öğrenciyi merkeze alan ve bireysel farklılıkları gözeten bir yapının güçlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
3. Bir gencin yetişmesinde okul ve ailenin rolünü nasıl görüyorsunuz? Ailelerin ve eğitimcilerin sık yaptığı
hatalar neler?
ABDULLAH YÜKSEL:
Okul ve aile, bir gencin gelişiminde birbirini tamamlayan iki temel unsurdur. Okul, bilgi ve sosyal becerileri kazandırırken; aile, değerleri öğretmeli ve duygusal güven sağlamalıdır. En sık yapılan hatalardan biri de öğrenciyi sürekli birileriyle karşılaştırmak ve tek tip başarı anlayışı dayatmaktır. Oysa her çocuk özeldir ve kendi potansiyeli doğrultusunda desteklenmelidir.
4. Dijital dünyanın gençler üzerindeki etkisini nasıl yorumluyorsunuz?
ABDULLAH YÜKSEL:
Bu dönem zihinlere hükmetme çağı. Uygarlığın, refahın, gücün, teknolojinin ve başarının temelinde bilim vardır. Dijital dünya doğru kullanıldığında büyük bir fırsattır, bilgiye erişimi kolaylaştırır ve öğrenmeyi zenginleştirir. Ancak kontrolsüz kullanım dikkat dağınıklığı, yüzeysel öğrenme ve bağımlılık gibi riskler doğurabilir. Bu noktada önemli olan yasaklamak değil, bilinçli kullanım alışkanlığı kazandırmaktır. Bunun için de öncelikle ebeveynlerin ve öğretmenlerin bu bağımlılığa saplanmaması gerekiyor. Toplumsal olarak bir tuzağın içine düşmemek gerekiyor. Nefes dijital mecralarda değil, yaşamın içinde kendine yer bulur. Bu anlayışı duyumsamalı bir genç. Bilincimizi sanal dünyaya emanet etmek yerine biz onu kontrol altına almalıyız.
5. Bugünün gençleri, Atatürk’ün tarif ettiği gençlik profiline hangi yönleriyle yakın hangi yönleriyle uzak?
ABDULLAH YÜKSEL:
Bugünün gençleri sorgulayan, bilgiye hızlı ulaşan ve kendini ifade edebilen bireyler olarak oldukça güçlü yönlere sahip. Bu özellikler, Mustafa Kemal Atatürk’ün ideal gençlik tanımıyla örtüşüyor. Ancak sabır, derinleşme ve sorumluluk alma konularında zaman zaman eksiklikler görülebiliyor. Bu noktada rehberlik ve doğru rol modeller büyük önem taşıyor. Aynı zamanda okumak yeni dünyaları keşfetmede öncelenmesi gereken en güçlü eylemdir. Bunu Yüce Atatürk’ün tarif ettiği gençlik profilinde de görüyoruz. En büyük rol model de kendisi değil midir?
6. Gençlerde eksik gördüğünüz özellikler var mı? Öz güven, öz farkındalık ve amaç duygusu bu noktada nasıl bir yer tutuyor?
ABDULLAH YÜKSEL:
Gençlerde en çok eksikliği hissedilen konulardan biri, net bir amaç duygusu. Öz güven ve öz farkındalık da bu noktada belirleyici rol oynuyor. Kendini tanıyan ve ne istediğini bilen bir genç, hem akademik hem de kişisel yaşamında daha sağlam adımlar atar. Bu nedenle eğitim sürecinde sadece bilgi değil, bireyin kendini keşfetmesine imkân tanınmalıdır. Türkiye’de eğitim üzerine konuşmaya çoğu zaman sayılarla başlıyoruz. Sınav puanları, başarı puanları, saatler, müfredat başlıkları... Oysa asıl soruyu çoğu zaman pas geçiyoruz: Bu sistemin merkezinde gerçekten öğrenci var mı? Eğitim, giderek bir insan yetiştirme sürecinden çok bir yarış pistine dönüştü. Bu nedenle son yıllarda öğrencilerde kaygı bozukluğu, tükenmişlik, dikkat dağınıklığı, motivasyon kaybı ve akran zorbalığı ciddi şekilde arttı. Bunun tesadüf olmadığını kabul etmek zorundayız. Günlük yedi veya sekiz saati bulan ders yükü, üzerine eklenen ödevler ve sınav baskısı, çocukların ve gençlerin insan olma haline neredeyse hiç alan bırakmıyor.
7. Bir gencin kendine güvenmesi ve kendini tanıması ile topluma duyarlı olması arasında nasıl bir ilişki var?
ABDULLAH YÜKSEL:
Kendini tanıyan ve kendine güvenen birey, ait olduğu topluma karşı da daha bilinçli bir sorumluluk hisseder. Çünkü bireysel farkındalık, toplumsal farkındalığın temelini oluşturur. Kendine değer veren bir genç, yaşadığı ülkeye ve topluma da değer katar. Hepimizin kökü bu vatan toprağındadır. Yeni dünyaları keşfederek dallanıp budaklanan bir genç gücünü yine kökünden alır, bunun karşılığında kökünü de besler.
8. Gençlerde milli bilincin oluşması sizce nasıl sağlanabilir?
ABDULLAH YÜKSEL:
Milli bilinç, ezberle değil yaşayarak ve hissederek kazanılır. Tarih bilincinin doğru aktarılması, kültürel değerlerin yaşatılması ve öğrencilerin sosyal sorumluluk projelerine katılması bu süreci destekler. Ayrıca öğretmenlerin ve ailelerin tutumu da bu konuda belirleyicidir.
9. Bir genç kendini gerçekten nasıl tanıyabilir? Bunun için neler yapmalı?
ABDULLAH YÜKSEL:
Kendini tanımak, denemekten ve deneyimlemekten geçer. Farklı alanlarda sorumluluk almak, hatalardan ders çıkarmak ve geri bildirimlere açık olmak bu sürecin temel taşlarıdır. Aynı zamanda kişinin kendine zaman ayırması ve iç dünyasını sorgulaması da oldukça önemlidir. Yine okumak diyeceğim. Belki bir şiirin dizesi, belki bir romanın başkahramanı ile kurulan bağ kişiye ayna tutabilir, kendini keşfetmesini sağlayabilir.
10. Sizin için “özgürlük” kavramı ne ifade ediyor?
ABDULLAH YÜKSEL:
Özgürlük, bireyin kendi potansiyelini gerçekleştirebildiği, düşüncelerini ifade edebildiği ve sorumluluklarının bilincinde olduğu bir yaşam alanıdır. Gerçek özgürlük, başkalarının haklarına saygı göstererek var olabilmektir.
-Bu güzel röportaj ve vaktinizi ayırdığınız için hem kendi adıma hem de ekibim Ümitliyiz dergisi adına çok teşekkür ederim. Meslek hayatında başarılı nice senelerinize….
Düzenleyen: Ceren Zümra FIRAT


Yorumlar