top of page
ÜMİTLİYİZ DERGİSİ (3).jpg

 KAZANMASI ZOR KAYBETMESİ KOLAY: ÖZGÜVEN

  • 4 May
  • 2 dakikada okunur


Hep soruyorum kendime “Özgüven ne?” diye. Kazanması bu kadar güç olan bir şeyi kaybetmenin kolaylığı sarsıyor beni. Hayatımıza yerleşmiş, tahtına kurulur gibi düşünce dünyamıza kurulmuş yargılar nasıl olur da bitirir insanın kendine olan güvenini? Anlam veremiyorum. Bir üstün görme ihtiyacı var insanda. Her şeyi doruklarında yaşadığına ikna etme çabasıyla donatılmış bir algı sistemi var hepimizde. Hem kendimizi herkese dünyanın en mutlu, en sevilen insan olarak anlatıyoruz; hem en çok acıyı çekmiş, en zor hayatlarda sürünmüşüz gibi anlatıyoruz. Çoğunlukla abartarak yapıyoruz bunu. İkna olsun, bize acısın veya bize gıpta etsin istiyoruz. Bununla bir nevi nefsimizi doyuruyoruz. Eleştirilmeye büyük bir çoğunluğumuz katlanamıyorken neden herkesin yediğini-içtiğini, giydiğini, zevklerini eleştirme ihtiyacı duyuyoruz? Neden aldığımız eleştirileri hakaret gibi algılayıp neden dedi diye düşünürken laflarımızı hiç düşünmeden söyleyip insanlarda bırakacağı izi umursamıyoruz? Soruyorum, soruyorum. Sürekli soruyorum kendime ama anlam verme konusunda henüz bir adım bile ileri gidebilmiş değilim doğrusu. Yargılıyor, ama yargılanmaya katlanamıyor, büyük bir tezatın içine sürüklüyoruz kendimizi. Aslında şöyle bir düşününce hayatımızın her anında var kendimizi sürüklediğimiz tezatlar. İnsanlara güvenmeyi çok isterken o güvenin kırılmasının getirdiği korku şekillendiriyor hareketlerimizi. Eleştirel tarafımızı dışarı vururken aldığımız eleştiriler zedeliyor özgüvenimizi. Özgüvenin narin bir çiçek gibi kırılması pek kolaydır. Bu çiçeği koparmak için hazırda bekleyenlerden korumalısın onu. Yargılarla değil, inançlarla büyütmelisin. Hep ruhumuzun derinlerinde olmasına rağmen bulamamamız yönünden de derin sulardaki bir inciye benzer. Çıkarsan işleyip ruhunu zenginleştirebilirsin, ama önce ruhunun derin sularına dalıp aramalısın onu. Dalgıç takımın seni motive edenler olmalı, oksijen tüpün kendine olan inancın olmalı. Hep hatırlatıyorum bunları kendime, hatırlatıyorum ama ne kadar koruyabiliyorum? Koruyamıyorum sanırım. Hayır, koruyamıyorum. Koruyabilseydim eskisi gibi korkmadan verirdim tepkilerimi, insanların ne diyeceğini umursamadan yaşardım. İnsanların düşünceleri yönetmezdi hayatımı. Terk edilmekten korkmazdım. Yeteneklerim olduğuna inanır, keşfetmeye çalışırdım. İçimden geldiği gibi hareket ederdim kısacası. Çiçeğimi koparmalarını engelleyebilseydim, şu an aradığım denize dalma yolu değil, yeni hevesler olurdu.     




Zeynep İpek BAYSAL

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
19 Mayıs ve Bandırma Vapuru

19 Mayıs; Milli Mücadele’nin başlangıç günü, Atatürk’ün Samsun’a çıkışı. Peki, Atatürk’ün doğum günü? O da 19 Mayıs. Atatürk, kendi isteğiyle doğum gününü 19 Mayıs 1881 ilan etmiştir.Türk Milleti’nin

 
 
 
ANNELER GÜNÜ

Anne Ne Demek Selinay TOLAY Anne, demek, yalnızca çağlar öncesinden yankılanan antik bir çığırış, canlılığın devamını ören bir ip yumağının düşüşünden çıkan tok bir vuruş veya nesilleri birbirine bağl

 
 
 
 1 MAYIS İŞÇİ VE EMEKÇİLER BAYRAMI

Bütün evrensel bayramların altında derin bir anlam ve hikaye vardır. 1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı da bundan nasibini almıştır. Bu gün sadece yürüyüşlerin yapıldığı bir gün değildir. Amerika’da bi

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page