AŞKIN KİMYASI
- 14 Şub
- 3 dakikada okunur
Aşk duygusunun Romeo ve Juliet’in hikayesinden uğruna ölünebilecek bir duygu olduğunu, Leyla ile Mecnun’un hikayesinden insanı çöllere düşürebilecek kadar güçlü olduğunu veyahut Kerem ve Aslı’nın hikayesinden aşkın, fedakarlık ve sabır gibi duygularla iç içe olduğunu çıkarabiliriz.
Beyin ve beyindeki etkilerin sonucu hızlanan kalbimiz ile hayatlarımıza renk katan ve yanında başka duyguları yaşatan aşk, masallardaki gibi olabilir mi? Kerem’in Aslı’ya ilk görüşte aşık olması bilimsel olarak mümkün müdür?
Profesör Dr. Stephanie Ortigue yaptığı araştırmalarda bize şunları gösterdi:
“Beyin ve kalp birbirleriyle koordine olarak çalışıyor. Beyinde aktive olan bölge kalbi, kalbin hızlanması ise beyni etkiliyor ve kompleks bir döngüye giriliyor. Aşık olmak saniyenin beşte birinde gerçekleşiyor ve beynin aynı anda 12 bölgesini uyarıyor.”
Bu uyarılma sonucunda vücutta dopamin, oksitosin, adrenalin ve vasopressin gibi hormonlar salgılanıyor. Bu da insan vücudunda mutluluk ve heyecan gibi duyguları uyandırarak insanı iyi bir ruh haline bürüyor. Aşk duygusunun alevlenmesiyle salgılanan dopamin ve oksitosin gibi hormonlar insan vücudu için oldukça yararlı oluyor. Bir aşkın bitmesi de bu yüzden depresyon gibi olumsuz ruh hallerine sebep olabilir.
Bu horman salgılayan yapıları daha ayrıntılı incelersek:
Dopamin, insana mutluluk ve huzur veren duyguların oluşmasını sağlar, aşık olma da bu salgı sayesinde gerçekleşir.
Serotonin ise mutluluk hormonunun aşırı bir şekilde salınması sonucu takıntılı duyguları açığa çıkarır.
Oksitosin, bağlılık duygusunu hissetmemizi ve bağlarımızı güçlendirerek sevdiğimizden kopmamamızı sağlar. Oksitosin seviyesinde anormallikler olan bireylerin evliliklerinin de başarısız olduğu düşünülmektedir.
İlk görüşte aşk ise insanların bilinç dışı aşık olma isteği sonucunda gelişen duygularla beynimizin ansızın kimyasal tepki göstermesidir. Erkek ve kadın beyninde ilk aşama, beyin kabuğunun kapanmasıyla limbik sistemin coşmasının sonucu gerçekleşir. Bu limbik sistemde kadın ve erkek beyninde benzer duygularla birlikte farklı duygular da ortaya çıkar. Bu sistemin cinsiyete göre farklılıklarından biri, erkeklerde marifetlerini sergileme isteğini ortaya çıkarmasıdır. Yani erkeğin sevdiği kişiye karşı kendini gösterme hatta kendini sevmesi için sergilediği davranışlar bu sistem ile gerçekleşir. Fakat kadınlarda bu sistemin doğurduğu sonuçlar erkeklere nazaran biraz daha farklıdır. Kadınlarda stres bölgesinin aktif olmasına neden olur. Peki neden aynı sistemin cinsiyetlerde farklı bir sonucu vardır? Aslında bu sorunun cevabı tamamen evrimsel süreçle ilgilidir.
Aşkla ilgili gerçekleşen bu kimyasal olaylar sonrasında açığa çıkan aşk duygusunun girdabına Van Gogh da yakalanmıştır. Bu yaşadığı inanılmaz duygu Yıldızlı Geceler tablosunda hayat bulmuştur. Bu tablonun hikayesini sizlere sunmak isterim. Vincent Van Gogh, geceyi sevdiği kadar yalnızlığı da severdi. Güney Fransa'nın küçük bir kasabasında, gece gökyüzüne hayranlıkla bakarken bilinçaltında bir şeyler değişmeye başlamıştı. Bir akşam, kasabaya yeni taşınan bir kadını fark etti. Adı Isabelle'di ve ailesiyle kasabanın dışında bir çiftlikte yaşamaya başlamışlardı. Vincent, Isabelle’in zarif, sakin ve bir o kadar da gizemli bakışlarına takıldı. Ama daha çok, onun doğayla kurduğu derin bağa hayrandı. Isabelle, Vincent’in resimlerini fark ettiğinde sanatçının iç dünyasını anlamıştı. Gözleri, resimlerinin ardındaki duyguları yansıtıyordu.
Isabelle, yıldızlı bir gecede Vincent’ın çalıştığı odaya gelmişti. O gece Van Gogh, en ünlü tablolarından biri olan "Yıldızlı Gece"yi yapmaya başlamıştı. Isabelle, gökyüzünün büyüleyici mavi tonlarıyla Vincent’in yanına oturdu. Birlikte gökyüzüne bakarken Vincent ona gökyüzündeki yıldızların ve ayın dansını anlatıyordu. Isabelle, Vincent’in fırçasının her darbesinde, gökyüzündeki yıldızların ve rüzgarın melodisini hissetti. O an, Vincent ve Isabelle'in kalpleri birbiri ile buluştu.
Ancak, Isabelle'in yaşadığı kasaba halkı, Vincent’ın sanatını anlamıyordu. Onu, yabancı biri olarak görüyorlardı. Isabelle'in ailesi, Vincent’ı bir sanatçı olarak kabul etse de bu aşkın sürebileceğine inanmıyordu. Isabelle’in dünyası, kasabanın kısıtlamalarıyla sınırlıydı ve Vincent’ın dünyası, her zamanki gibi kaybolmuş görünüyordu.
Vincent, Isabelle’e olan hislerini resimlerine yansıttı, ama Isabelle'in kalbi, kasaba hayatı ve ailesinin beklentileri arasında sıkışmıştı. Birbirlerine olan sevgileri büyüktü ancak hayatın acımasız gerçekleri onları ayırdı. Isabelle, kasabaya geri dönmeye karar verdi ve Vincent, ona son bir resim hediye etti: Yıldızlı Gece.
O gece Vincent, Isabelle’e duyduğu aşkı sonsuza dek gökyüzünde bırakacağını düşündü. Isabelle kasabaya döndü, ancak Vincent'in resmindeki yıldızlar her zaman onunla kaldı. Yıldızlı Gece, Vincent'ın Isabelle’e olan aşkının bir simgesi olarak sanat dünyasında bir efsaneye dönüştü. Isabelle ise bir süre sonra Vincent’ın sanatını, onun içindeki derinliği ve aşkı anlamaya başladı. Her gece, gökyüzüne bakarak Vincent’ın resmindeki yıldızları gördü ve kalbinde onunla olan bağını hissedebildi.
Bu duygusal hikaye ile Yıldızlı Gece tablosunda bahsedilen aşkın ne kadar derin olduğunu da gördük. Nazım Hikmet’in Abidin Dino’ya “Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?” dediği gibi ben de size aşkın tablosunu çizebilir misiniz desem ne çizerdiniz?
KAYNAKÇA:
Aşık Olmak: Sevgililerimizi Neye Göre Seçeriz?- Ayala Malach Pines
Aşık Olma ve Aşk - Francesco Alberoni
Yağmur HAFIZOĞLU


Yorumlar