top of page
ÜMİTLİYİZ DERGİSİ (3).jpg

SEVTAP ÇAPAN MÜLAKATI

  • 27 Mar
  • 5 dakikada okunur


1- Sanat dünyasında yıllardır üretim halinde olan bir sanatçı olarak bizlere biraz kendinizden bahseder misiniz?

Otuz yıl, tam otuz yılı geride bıraktım. Tiyatro sanatını seçtiğim ve oyunculuk mesleğini icra edebildiğim için çok mutlu bir insan olduğumu dile getirmeliyim. Herkes sevdiği işi yapma konusunda benim kadar şanslı değil. Sadece rol almakla kalmayıp yaratıcı, üretici ve yönetici vasıflarına da sahip olmam önceki yıllarımla birlikte şu anki zamanımı taçlandırıyor. Eminim sonraki yıllarıma da değer katacak. Araştırmacı, çalışkan ve disiplinli biriyim. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar sorgularım dolayısıyla aldığım kararlardan pişmanlık duymam. Ailemi, dostlarımı çok sevmekle birlikte onlara sadığımdır da… Doğa ve hayvanların olmadığı bir dünyayı düşünemiyorum. Güneşin yüzüme verdiği sıcaklık bile bir mutluluk sebebidir benim için… Kırılganım ama bir özür yeterlidir. Tabii yaşananları unutmam; sonraları dikkatli olurum. Hayalleri olan, biraz normal biraz anormal yönleri bulunan bir insanım. Yani hem herkes gibi hem de hiç kimse gibi…


2- Bildiğimiz kadarıyla çocukluğunuzda kitap okumayı sevmiyordunuz hatta birkaç röportajınızda lisede derslerle aranızın pek iyi olmadığını ve sınıfta kaldığınızı dile getirmişsiniz. Bu süreç bugünkü sanatçı kimliğinizi nasıl etkiledi?


Olumlu yönde etkilediğini düşünüyorum. O dönem için elbette sınıfta kalmak utanç vericiydi. Fakat bu sayede daha çok arkadaşım oldu çünkü çift dikiş (o zamanlar öyle derlerdi) okumak sayesinde hem yaşıtlarımla hem de benden bir iki yaş küçük insanlarla etkileşim olanağım arttı. Bu süreç ne olmak istediğime karar vermemi de sağladı. Belki de böyle olması gerekiyordu; kendimi bulmam için birkaç yıl kaybetmeliydim ve iyi ki bu kayıp yolun başında yaşandı. Tiyatro oyuncusu olmaya karar verdiğimde ise tüm açıklarımı kapatmak için birdenbire çok çalışkan birine dönüştüm. Kitap okumanın, araştırmanın ve bilgi edinmenin değerini anladım. Sanat yaratımının bir parçası olmamın yolu buydu ve hâlâ bu yoldayım… Bu süre aynı zamanda bana özgünlüğün nasıl elde edilebileceğini de gösterdi.


3- Eğitiminizi Müjdat Gezen Sanat Merkezinde oyunculuk bölümüyle tamamlamışsınız. Birçok güçlü isim tarafından öğrenim gördüğünüz bu dört yıllık süreç hakkında neler söylemek istersiniz?


Tarif edilmesi zor heyecanlar, mutluluklar ve acılarla dolu dört yıl geçirdim… İnanılmaz bir özgürlük içinde eğitim gördük. Özellikle Sahne Tatbikatı dersimizin hocalarının her biri farklı öğretiler üzerinde duruyordu. Biri bir diğerinin söylediğinin tam tersini söylüyor ya da bambaşka bir bakış açısı sunuyordu. İlk iki yıl, “Ne yaşıyoruz biz?” gibi tuhaf bir haldeydim. Kuramsal derslerimizde zemin biraz daha sağlam görünüyordu. Diğer konservatuarlarda olmayan (Tiyatro Yazarlığı, Sinema Televizyon ve Senaryo Yazımı, Tai Chi, Geleneksel Türk Tiyatrosu, İngilizce, Sahne Dekor Tasarımı gibi) derslerimiz vardı. Finalde bir de baktım ki bütün hocalarımdan öğrendiklerim benim özgün ve özgür oyunculuk anlayışımı geliştirmiş. Sınıfımda hiçbirimiz bir hocamızın kopyası değiliz ve her birimiz ayrı özellikler taşısak da temelde, MSM’den mezun olduğumuzun anlaşılacağı bir üslup geliştirmişiz. Bu çok önemli ve özel bir durum… Harika yıllardı.


4- İBB Şehir Tiyatrolarına girmek, sizin için profesyonelleşme adına nasıl bir rol oynadı?



Ben aslında henüz mezun olmadan, son senemde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarına bir rol için sınavla seçildim. Dördüncü yılımın yarısında, okuldan çok profesyonelliğe ilk adımı attığım, Şehir Tiyatrolarındaydım. Çok zorlu bir süreçti çünkü seçildiğim rol (Tolstoy – Savaş ve Barış / Natalya İvanovna – Nataşa) için çağırılan üçüncü oyuncuydum. Ekip provaya başlayalı bir aydan fazla olmuştu ve tüm gözler benim üzerimdeydi. Yönetmenimiz haricinde, tecrübeli usta oyuncular benden desteklerini esirgemediler. İlk rolüm aynı zamanda ilk başrolümdü. Başardım ve ödülle taçlandırıldım. Sonraki yıllarımda da Darülbedayi (İBBŞT)’de yükselen bir ivmeyle giderek tecrübe üstüne tecrübe kazanıp 2019 yılında Zorunlu Emeklilik Yasası nedeniyle emekli edildim. Ölene kadar Muhsin Ertuğrulların, Adile Naşitlerin, Cahide Sonkuların ve daha kimlerin kimlerin çıktığı, o, “Güzellikler Evi”nin sahnesinde kalacağımı sanıyordum.



5. Sanata karşı özgün bir yaklaşımınız var, bunun ardında nasıl bir sebep yatıyor?



Kendinizi tanıyıp yeteneklerinizi keşfetmeye başladığınızda öğrendiğiniz her şeyi kendi potanızda eritmeye başlarsınız. Genel çerçevenin dışındakini arama ihtiyacı duyarsınız. O da sizin içinizdedir. Eğer sanatın daha iyiyi ve daha güzeli ortaya koyma çabasına inanıyorsanız; kendinizin ve Türk Tiyatrosunun özgün/özgür fikirlere ve ilerlemeye ihtiyacı olduğunu görmeniz bunun (özgünlük) için yeterli olacaktır ki bana kalırsa bu, her alanda uygulanabilir bir düşüncedir. Bizler, her alanda aşırı taklitçilik, garanticilik ve dolayısıyla kolaya kaçıcılık konusunda ne yazık ki daha istikrarlıyız! Ben değil tabii…



6. Biyografinizde tiyatro ve dizi sektörlerinde oyunculuk, yazarlık ve yönetmenlik gibi alanlar var, bu üretkenlik içten bir dürtü mü yoksa altında başka bir sebep var mı?


Sebeplerim arasında; içten bir dürtü olmakla birlikte, yeni soluk arayışım ve çok yönlü düşünme özelliğine sahip olmamı sayabiliriz. Fakat gördüğünüz üzere tüm bunlar; uzmanlık alanım olan oyunculuk eğitimimin içinde yer alan yan unsurlar paralelindeki uzantılardır. Yoksa el yordamıyla herkes bir şeyler yapıyor ki bu kabul edilemez.



7. Tiyatro ile dizi sektörleri arasında bir seçim yaparak tiyatroyu tercih ettiğinizi söylüyorsunuz. Tercihinizin bu yönde olmasıyla alakalı neler söylersiniz?



Tiyatro ile dizi sektörü arasında bir seçim yapmaya mecbur bırakıldığımı ifade etmek zorundayım. Yoksa ben dizi oyunculuğunu, kameraların önünde olmayı da o kadar çok sevmiştim ki… Keza oyuncuysanız tiyatro oyunları, dizi ve sinema filmlerinin üçü de bir oyuncunun yer alacağı önemli sanat kollarıdır. Oyuncuya tercih yaptırmak ise oyuncuyu kasıtlı olarak engellemektir. Bu duruma iki kez düşürüldüm, başka oyunculara dizi sektörü için izin verilirken bana verilmedi. “Oyunculuk oyunculuktur.” benim fikrim her zaman budur. Tiyatroda farklı dizide farklı sinemada farklı tekniklerle oynarsınız sadece…



8. Ben Kara Fatma'yı tek kişi olarak oynadınız, tek kişilik oyunlar hakkında fikirleriniz neler?



Tek kişilik ilk oyunumdu. Oldukça zor ama bir o kadar da heyecan verici bir tecrübeydi benim için… Bunun yanında gerçek bir kişiyi canlandırma sorumluluğu, tek kişi olarak sahnede yer almaktan daha ağırdı.



9. Türkiye'deki tiyatro sektörünü nasıl değerlendirirsiniz?



Ülkemizdeki tiyatro, sanat olmaktan çıkıp bir sektöre dönüştü. Hatta yeni adı “etkinlik”. Sahne, “er meydanı”dır. Eskiden öyleydi yani. Tiyatroya gerçek değerini vermeliyiz. Tiyatro en büyülü sanat alanıdır. Bizim ülkemizde büyü çoktan bozuldu bana göre…



10. Uzun yıllardır sahnedesiniz, bu süre zarfı tiyatro için bir dönüşüm olarak nitelendirilebilir. Bu değişim sürecinde sizi zorlayan durumlar oldu mu?



Sahneye ilk adım attığım yıllarda, ilk televizyona çıktığım zamanlarda kaliteli bir seyirci kitlesi mevcuttu. Kurumsal ya da özel tiyatro kapılarının önündeki uzun seyirci kuyruklarını hatırlıyorum. Tabii o dönem daha az tiyatro ekibi vardı… Onların her biri de kendi alanında uzman isimlerdi elbette… Zaman içinde nüfusu gittikçe artış gösteren ülkemizde, şehre (şehir yaşantısına uyumlama planlaması yapılmamış) göçlerin, sanatın sadece şöhret kısmıyla ilgilenen zihniyetlerin, açılan ve eğitimi yetersiz olan özel okulların, farklı branşta dört yıl okumuş olup da yüksek lisansını oyunculuk üzerine yapanların vb. kimliklerin çoğalmasının yanında popüler kültürün arsızca benimsenmesi, kişilerin kendi tarihini ve kültürünü inkâr ile beslenmesi pek çok etik değeri ve liyakati yerle bir etti. Ben profesyonel bir sanat insanı olarak neredeyse dışlandım. Bu işi amatör olarak yapanlarla beni aynı kefeye koyan, sanat alanında uzman olmadan o alanda bir yönetici konumunda bulunanlar, beni epey zorladı ve zorluyor. Bir de fazla hırslı fazla kıskanç fazla ucuzcu fazla ciddiyetsiz ve nasılsa vizyonsuz profesyonellerle aynı projede yer almak oldukça zorlayıcıydı. Buna izin vermiyorum çünkü artık özgürüm ve kendim seçiyorum. Mülakat için teşekkür ediyor ve çıktığınız yolda başarılar diliyorum.


-Verdiğiniz destekler ve mülakatımıza ayırdığınız zaman için hem kendi adıma hem de ekibim adına teşekkür ederim. Umarım gittiğiniz her yolda kendinizi hep çok özgür hissedersiniz. 



DÜZENLEYEN: Ceren Zümra FIRAT



 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
19 Mayıs ve Bandırma Vapuru

19 Mayıs; Milli Mücadele’nin başlangıç günü, Atatürk’ün Samsun’a çıkışı. Peki, Atatürk’ün doğum günü? O da 19 Mayıs. Atatürk, kendi isteğiyle doğum gününü 19 Mayıs 1881 ilan etmiştir.Türk Milleti’nin

 
 
 
ANNELER GÜNÜ

Anne Ne Demek Selinay TOLAY Anne, demek, yalnızca çağlar öncesinden yankılanan antik bir çığırış, canlılığın devamını ören bir ip yumağının düşüşünden çıkan tok bir vuruş veya nesilleri birbirine bağl

 
 
 
 KAZANMASI ZOR KAYBETMESİ KOLAY: ÖZGÜVEN

Hep soruyorum kendime “Özgüven ne?” diye. Kazanması bu kadar güç olan bir şeyi kaybetmenin kolaylığı sarsıyor beni. Hayatımıza yerleşmiş, tahtına kurulur gibi düşünce dünyamıza kurulmuş yargılar nasıl

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page