Zihnin Sessizliği ve Karanlığı
- 4 Oca
- 2 dakikada okunur
Gözlerinizi kapatın ve hayal edin, ormanlık bir yerin ortasında karşınıza küçük bir göl çıkıyor. Orayı görünce içiniz huzur doluyor ve gölün kıyısına oturuyorsunuz. Belki de günün en güzel zamanı olduğunu söyleyen iç sesinizi kuşların cıvıltısı destekliyor. Şimdi ise hayal etmeyi bırakın. Bana hayalinizde gördüğünüz ormanı ve gölü biraz daha spesifik olarak tarif etmenizi istesem bunu başarabilir misiniz? Bu soruyu sorarken kullandığım ‘başarmak’ kelimesiyle, aslında herkesin gözlerini kapatıp “düşünün” dediğimde boşluktan başka bir şey hayal edememe olasılığını da kastettim. Söylemeye çalıştığım durum, bazı insanların hayal yoluyla istediği anları gözünün önünde canlandıramamasıdır.
Bir başka merak ettiğim durum ise bu yazıyı okurken içinizdeki sesle birlikte okuyup okumadığınızdır. Gözleriniz yazıyı takip ederken beyninizde yazıyı okuyan bir iç ses duyuyor musunuz? Veya duyabiliyor musunuz? Çünkü iç ses dediğimiz düşünceler de aslında her insanda bulunmayabiliyor.
Bu iki özelliğin eksikliği bir hastalık olarak kabul edilmez ama bilim dünyasında sınıflandırılırlar. Bir durumun veya olayın göz önünde canlanamamasına afantazya, iç sesin bulunmama durumuna ise anendofazi denir.
Bu konularla ilgili yapılan birkaç araştırma vardır. İlk bahsetmek istediğim çalışma, ABD’deki bir üniversitede iki gönüllü grubundan oluşmaktadır: İç sesi olduğunu savunanlar ve iç sesi olmadığını savunanlar.
Bu çalışmada her iki gruba da tekerlemeler, kelimeler vb. görsel unsurlar gösteriliyor. Sonuçlara bakıldığında ise iç seslerini savunan araştırmacıların hipotezlerinin desteklendiği görülüyor. Yani iç sesi bulunanların kelimeleri okuduktan sonra zihinlerinde tekrar etmeleri onları avantajlı bir konuma getiriyor ve iç sesi bulunmayanlara göre daha başarılı bir hatırlama kaydediyorlar.
Lakin işitsel bir şekilde kelimeler tekrar verildiğinde iki grup arasındaki fark kalkıyor. Araştırmacılar bu verilere dayanarak kapsamlı bir sonuç söyleyemediler. Uzmanlar, araştırmalardan net bir sonuç elde etmenin yetersiz olduğunu belirtti.
Zihin gözlerinin önüne hiçbir şey getirememe durumu olan afantaziye gelecek olursak burada daha ilginç bilgilerle karşı karşıya kalıyoruz. Afantazi durumunu daha iyi açıklamak için sizden bir elma hayal etmenizi isteyeceğim. Elmayı “görebilmek” için beyinde birçok kısım görev alır. En önemli göreve sahip korteksimiz beynin oksipital bölgesinde yer alan görsel korteksimizdir. Bu bölgede yer alan çok fazla bölüm olmasının yanında genellikle görseli işleyen ve başlatan yapının birincil görme korteksi olduğunu savunabiliriz. Burada beynimize iletilen veriler alt birimlere gönderilerek şekil, renk ve büyüklük gibi unsurları oluşturur ve görme işlemimiz bilincimizde gerçekleşmiş olur. Bu sayede zihin gözümüzle hayal ettiğimiz anları eş zamanlı olarak görürüz.
Gözümüzdeki reseptörler aracılığıyla somut bir veri girişine erişimimiz olmadığından kaynaklı, birincil görme korteksimizde hayal ettiğimiz alanlar normal gözümüzle gördüğümüz alanlara kıyasla daha silik görüntülere sebebiyet verir.
Elma tasvirinde gerçekleştirebileceğiniz görüntü sadece renk ve şekil bakımından oluşmaz. O elmayı kaç derece döndürdüğünüz de önemlidir. Yani hayalinizdeki görüntünün üç boyutlu uzayda ne şekilde hareket ettirebileceğinizi kastetmek istemiştim. Bu döndürme yeteneği ise parietal lob sayesinde gerçekleşir. Modern IQ testlerinde de elmayı veya bir nesneyi ne derece döndürebilme yeteneğiniz önemli bir rol oynar.
Sonuç olarak iç sesin bulunmama durumu olan anendofazi ve zihinsel göze sahip olmama durumuna da afantazi denir. Bunlar bir hastalık olarak nitelendirilmez daha çok tür içi çeşitlilik olarak karşımıza çıkar. Bu durumların eksikliği majör bir sonuç vermez. Bazı durumlarda zorluklar yaşatabilir ancak sosyal hayatı yok denecek kadar az etkiler.
Yağmur HAFIZOĞLU



Yorumlar